Kimse senin yerine öğrenmeyecek | Kendi kendine öğrenmenin gücü
- Deniz Sezen

- 22 Ara 2025
- 4 dakikada okunur
Kendi işimi kurma kararım, dışarıdan bakıldığında son derece mantıklı görünüyordu.
Yıllardır pazarlama ve reklam alanında çalışıyordum. Büyük markaların nasıl kurulduğunu, geliştirildiğini ve büyütüldüğünü biliyordum. Farklı ölçeklerde, ulusal ve uluslararası birçok projede yer almıştım.
Ama sıra kendi markamı kurmaya geldiğinde, oyun tamamen değişti.
Bugüne kadar hep ekiplerle çalışmıştım. Yanımda tasarımcılar, yazılımcılar, metin yazarları vardı. Ve bu ekipleri destekleyen bütçeler… Bir şey yolunda gitmediğinde telafi edecek alan da vardı.
Kendi işimde ise bunların hiçbiri yoktu.
Bu kez her şey benimdi. Para da benimdi, karar da, sonuç da.
Kendi işimi kurarken öğrendiğim en zor şey
Kısa sürede fark ettim ki, başkaları için yaptığım şeyleri kendime uyarlamak, bildiğim bir işi tekrar etmekten çok uzaktı. Üstelik neredeyse yok denecek bir bütçeyle, son derece rekabetçi bir pazarda ayakta durmam gerekiyordu. Bunu da Amerika gibi beklentinin yüksek olduğu bir pazarda yapmaya çalışıyordum.
Mesela satış yapmam gerekiyordu. Ama hayatımda hiç sıcak satış yapmamıştım.
Kapı kapı gezmemiş, insanları arayıp ikna etmeye çalışmamıştım. Hep ya halihazırda talep edilen işleri sunmuş, ya da mevcut müşterilerle ilişkileri yönetmiştim.
E-ticaret de bildiğim bir alan değildi. Daha önce web siteleri üzerinde çalışmıştım ama hep ekipleri yönetmiştim. Hiç oturup, satış yapması gereken bir siteyi tek başıma kurmamıştım.
Aklım aynı sorularla doluydu:“Bunun doğrusu ne?”“Bunu benden önce yapan biri yok mu?”“Takip edebileceğim net bir sistem olmalı.”
Ama ne hazır cevaplar vardı ne de sorabileceğim bir ekip. Bana adım adım yol gösterecek bir yapı da yoktu. Yıl 2016’ydı. Yapay zekânın hayatımıza girmediği, YouTube’un bugünkü gibi devasa bir kaynak olmadığı zamanlar.
Ve sonunda çok net bir şey anladım:
Bu işi benim yerime çözecek kimse yoktu.

Panik insanı öğrenmeye zorladığında
İlk zamanlarımı tam anlamıyla panik içinde geçirdim. Yapmam gerekenleri nasıl yapacağımı düşünmekten başka bir şey yapamıyordum.
Bir noktada durup kendime şunu söyledim:
“En hızlı şekilde öğrenmeye başlaman gerekiyor, Deniz.”
Gerçekten satan bir e-ticaret sitesi nasıl kurulur?
Araştırdım. Okudum. Kurslar aldım. Bu işle uğraşan insanlarla konuştum. Kafamı en çok karıştıran konular hakkında olabildiğince net sorular sordum.
Peki, sıcak satış nasıl yapılır?
Aynı süreç. Daha fazla okuma, daha fazla deneme. Toplantı istemeye, katalog göndermeye, utana sıkıla kapıları çalmaya başladım. Tek isteğim, her şeyi tamamen berbat etmemekti.
Tüm bunları yaparken, hayatımın en büyük dönüm noktalarından birini de yaşıyordum: New York’a taşınıyordum. Kimseyi tanımadığım, hiçbir referansımın olmadığı yeni bir şehir.
Bir yandan yeni kurduğum işi ayakta tutmaya çalışıyor, bir yandan da sıfırdan bir hayat kuruyordum. Geride bıraktıklarım için içten içe yas tuttuğum bir dönemdi.
Yıllar sonra hayatımı biraz oturtmuşken bu kez Kanada’ya taşındık. Yeni bir ülke, yeni bir düzen. Ve her şeyi bir kez daha sıfırdan kurmam gerekti.
Her yeni başlangıçta, daha önce hiç yapmadığım şeyleri öğrenmek zorunda kaldım.
Zorladı.
Ama yaptım.
Ve her seferinde kendime aynı şeyi kanıtladım:
Ben, yapmak istediği şeyleri çözen biriyim.
Kendi kendine öğrenmeyi fark ettiğim an
“Ben çözen biriyim” farkındalığı, hayatta ve işte nasıl ilerleyeceğimin temelini oluşturdu.
Öncesinde, uzun süre yön beklemiştim. Patronlardan, yöneticilerden, daha kıdemli insanlardan… Kurumsal hayatta ilerlemek çoğu zaman üstten gelen onaylara bağlıydı.
Bilgim vardı, deneyimim de vardı. Ama inisiyatif alma kasım güçlü değildi. Çünkü karar vermek, denemek ve yanılmak bana ait değildi.
Sorun hareketsizlik değildi.
Sorun, hareket etmenin sorumluluğunu almaya alışık olmamaktı.
Kendi işimi yapmaya başladığımda ise işin gerçekten başa düştüğünü anladım. Artık sorabileceğim bir yönetici, arkasına sığınabileceğim bir yapı yoktu.
Tek seçenek vardı: harekete geçmek.
Harekete geçtikçe, başkasının onayına ihtiyaç duymadan neler yapabildiğimi gördüm.

Küçük bir pasta, büyük bir farkındalık
Geçenlerde oğlumun doğum günü için pasta yaptırmam gerekiyordu. Ya seçenekler bütçemin çok çok çok üzerindeydi ya da süreç başlı başına yorucuydu.
Bir an durup düşündüm: “Bunu ben yapabilir miyim?”
Mutfakta çok yetenekli biri değilim. Ama araştırdım, denedim. Zaman aldı, biraz yordu ama sonunda oldu.
Ve asıl kazanç pasta değildi.
Asıl kazanç, bir sonraki sefer benzer bir durumda kimseye bağımlı olmayacağımı bilmekti. Basit bir konuda kendimi çaresiz hissetmeyeceğimi görmekti. Ve sandığımdan daha becerikli olduğumu kendime kanıtlamaktı.
Bu çok değerli.
Çünkü bir şeyi kendi başına çözmek bir kas gibi. Kullandıkça güçleniyor. Her yeni denemede, bir sonrakine başlamak biraz daha kolay geliyor.
Ve zamanla şunu fark ediyorsun:
Artık sadece bir şeyi öğrenmiyorsun.
Öğrenmeyi öğrenmiş oluyorsun.
Neden izin bekliyoruz?
Bugün kendimize neredeyse her şeyi öğretme imkanımız var.
Ama hala şu sorularla karşılaşıyorum:
“İşimden nefret ediyorum, nasıl e-ticarete başlarım?
”“10 yıllık deneyimim var, Kanada’ya nasıl göçerim?”
“Şu ürün popülermiş, satsam tutar mı?”“Nereden başlayacağımı bilmiyorum.”
Bu soruların çoğu, henüz hiçbir şey denenmeden soruluyor. Oysa deneyen insanlar daha net, daha spesifik sorular sorar.
İnsanlar cevap bulamadıkları için değil, doğru cevabı kendilerinin veremeyeceğine inandıkları için bekliyor.
Bir yerlerde, bizim için doğru cevabı bilen bir uzman olduğu fikriyle…
Ama gerçek hayatta işler böyle yürümüyor. Çünkü senin durumun başkasının rehberine sığmayacak kadar özel. O “guru” senin hayatını yaşamadı.
Bu yüzden zaten en başından beri işi kendin çözmek zorundaydın.
Tek fark şu: Buna şimdi mi başlayacaksın, yoksa kimsenin vermeyeceği bir izni beklemeye devam mı edeceksin?

Kendi yolunu öğrenmek mümkün mü?
2016’da kendi işimi kurduğumda seçeneğim yoktu. Ya çözecektim ya da geri dönecektim.
Ama öğrendim ki, köşeye sıkışmayı beklemek şart değil.
Şimdi başlayabilirsin.
Araştırarak. Deneyerek. Yanılarak. Yol üzerinden ayarlamalar yaparak.
Çünkü bilgi orada. Araçlar erişilebilir.
Ve sandığından çok daha beceriklisin. Sadece beklemeyi bırakman gerekiyor.
Şimdi sana şu sorularla veda ediyorum:
Şu anda başlamak için kimin yönlendirmesini bekliyorsun?Kendinin çözebileceği hangi problemi, “nasıl olsa biri çözer” diye kenarda tutuyorsun?
Her şeyi kendi kendine öğrenemezsin. Ama düşündüğünden çok daha fazlasını öğrenebilirsin.
Ve gerçekten neler yapabildiğini anlamanın tek yolu, beklemeyi bırakıp harekete geçmek.
( Bu yazıdan sonra 'Tek bir nokta ile başlamak' yazıma da mutlaka göz atın derim. )



Yorumlar