İstikrar değil. Adanmışlık.
- Deniz Sezen

- 1 Ağu
- 2 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 3 Ağu
Son zamanlarda verimlilikle ilgili birçok kitap ve makale okudum. Ve bu kaynakların çoğunda ortak bir tavsiye vardı: Eğer başarıya ulaşmak istiyorsan istikrarlı olmak zorundasın.
Sanki hayatta istediğin her şeye ulaşmanın sırrı buymuş gibi, herkes istikrardan bahsediyor.
Her gün aynı şeyi yap. Rutinler oluştur. Alışkanlık yarat. Zinciri kırma.
Dürüst olmak gerekirse, bu tavsiyeler tek başına yeterli değil. Hatta bir noktadan sonra bana biraz da gerçek dışı gibi geliyor.

Çünkü bir amaç ve adanmışlık yoksa, istikrar sadece görev listelerini tamamlamaktan ibaret hale gelir.
Ve insan uzun vadede bu şekilde devam edemez — bir yerden sonra içten içe tükenir.
İtiraf edeyim, ben de geçmişte bu konu üzerine yazılar yazdım. Ama asıl mesele şu ki, istikrar, sandığımızdan daha kırılgan. Hayat karşımıza ufak bir engel çıkardığında darmadağın olabiliyoruz.
Çocuğun hastalanır. Proje teslim tarihi erkene çekilir. Ruhen ya da bedenen tükenmiş hissedersin. Hayattan ve işten uzaklaşmak istersin.
İşte o anlarda devreye adanmışlık girer. Çünkü adanmışlık, nasıl yaptığınla değil, neden yaptığınla ilgilenir.
Gerçekten bir şeye adanmışsan — ister yazarlık, spor yapmak, beslenmek; ister iş kurmak olsun —günlük rutinlerin bozulsa bile bir yolunu bulur, ilerlemeye devam edersin.

Bu kısmı kendimden çok iyi biliyorum: Hayatımda “istikrarlı” bir şekilde başladığım bazı şeyleri, sadece o istikrarı korumak uğruna kendimi tüketene kadar sürdürdüğüm oldu.
Bir gün dahi aksattığımda müthiş bir suçluluk hissettim. Ve sonra... bir noktada tamamen bıraktım. O hedefi, o yolu terk ettim.
Ama ne zaman ki bir işe ya da bir amaca gerçekten kendimi adadım, sıkılmadan, heyecanla üzerine yoğunlaştım, işte o zaman değişti her şey.
Yolda şaşırdığım da oldu, yön değiştirdiğim de. Ama gözümü asıl amacımdan hiç ayırmadım. Zorlandığımda “bu sefer böyle olmadı ama belki başka bir şekilde olur” diyerek devam ettim.
Kendime şefkat gösterdim. Ve ne istediğimi hep hatırladım.

İstikrar çaba ile ilgilidir. Görünürsün, zaman ayırırsın, görevleri tamamlarsın. Adanmışlık ise anlam ile ilgilidir. İnandığın bir şey uğruna harekete geçersin.
Eğer gerçekten adanmışsan, istikrar senin için sadece bir araçtır — amaç değil. İşe yaradığı sürece kullanırsın. Yaramadığında bırakır, başka yollar ararsın.
Ve aslında uzun vadede, insanı yolda tutan şey istikrarın kendisi değil,o yolun arkasındaki anlamdır — yani adanmışlıktır.
Çünkü böyle bir yolculukta aksaklıklar seni yıkmaz. Planlar bozulsa da, enerjin tükenmiş olsa da, kendini toparlar, yeniden yola koyulursun.
O yüzden takılma o mükemmel çizelgelere, kırılmamış alışkanlık zincirlerine.Onun yerine kendine şu iki soruyu sor:
“Ben hala yaptığım bu şeye gerçekten adanmış mıyım?”“ Bu, hala benim için önemli mi?”
Cevabın “evet” ise, mutlaka yeniden başlamak için bir yol bulursun. Cevabın “hayır”sa, belki de artık başka bir şeye adanmanın zamanı gelmiştir.
Çünkü istikrara gerçek anlamı veren şey, adanmışlıktır. Adanmışlık yoksa, yaptıkların sadece yapılacaklar listesindeki maddelere birer tik atmaya dönüşür.
Tüm bu yazının sonunda söylemek istediğim şey şu aslında : İstikrarla kendimizi zorlamaya değil, anlamla kendimizi taşımaya ihtiyacımız var.
Ve hep dediğim gibi, girişimcilik sadece büyümekle ilgili değil; sana iyi geleni inşa etmekle ilgilidir. Sana iyi geleni bulup ona gerçekten adandığında, yapamayacağın hiçbir şey yok.



Yorumlar