İdare eden hayat
- Deniz Sezen

- 10 saat önce
- 3 dakikada okunur
Bazı hayatlar kötü değildir.
Ama yine de o hayatı yaşayan insanların içinde bir yerde küçük bir huzursuzluk dolaşır.
Hayat kâğıt üzerinde iyi görünür.İyi bir iş, düzenli bir yaşam, sevilen insanlar, güvenli bir çevre.
Ama yine de bir şey eksikmiş gibi gelir ve insan durup kendine sorar:
“Gerçekten hepsi bu mu?”
Sorun genelde hayatın kötü olması değildir.
Sorun, hayatın sanki rengi solmuş bir fotoğraf gibi hissettirmesidir.
İşte ben buna “idare eden hayat” diyorum.
Ve idare eden hayatın en zor tarafı şudur:
Hayat yeterince iyidir.
Ve tam da bu yüzden idare eden hayat tehlikelidir.
Çünkü bazen idare eden bir hayat, kötü giden bir hayattan daha tehlikeli olabilir.

İdare eden hayat neden tehlikelidir
İşler gerçekten kötü gittiğinde insanlar hareket eder.
Bir ilişki bitirilir.
Bir iş bırakılır.
Bir şehir değiştirilir.
Bir hayat yeniden kurulur.
Ama idare eden hayatta bunların hiçbiri olmaz.
Çünkü hayat kötü değildir.
Sadece tam olarak yaşanıyor gibi hissettirmez.
Bu yüzden insanlar o ince ince dokunan huzursuzlukla yaşamayı öğrenir.
“Fena değil aslında.”
“Şükretmek lazım.”
“Birçok insandan daha iyi durumdayım.”
Yıllar bazen bu cümlelerin içinde geçip gider.
Ve idare eden hayat, fark etmeden hayatın henüz başlamadığı bir bekleme odasına dönüşebilir.
İdare eden hayatın 3 görünmeyen belirtisi
İdare eden hayatın en zor tarafı şudur:Çoğu zaman fark edilmez.
Çünkü dışarıdan bakıldığında her şey oldukça normal görünür.
Ama içeride küçük işaretler vardır.
1. Hayat mantıklı görünür ama canlı hissettirmez
İdare eden hayat genelde yanlış kararların sonucu değildir. Tam tersine, çoğu zaman oldukça mantıklı kararların vardığı bir noktadır.
Güvenli bir iş.Ekonomik olarak güvenli bir yaşam.İyi işleyen bir düzen.
Ama bütün bu mantıklı parçalar bir araya geldiğinde bile insan bazen şöyle hisseder:
Her şey doğru ama…
bir şey gerçekten yaşanmıyor gibi.
2. Sürekli küçük bir “hmm” duygusu vardır
İdare eden hayat büyük dramlarla gelmez.
Daha çok küçük huzursuzlukların birleşmesiyle ortaya çıkar.
Bazen bir pazar akşamı.
Bazen işe giderken metroda.
Bazen bir toplantı sırasında.
Bazen gençlik günlerini hatırlatan bir kokuya ya da bir şarkıya rastladığında.
İnsan bir an durur ve içinden şöyle geçirir:
“Hmm…”
Tam olarak ne olduğunu tarif etmek zordur.
Ama o küçük “hmm” duygusu genelde bir şeylerin yolunda olmadığını anlatır.
3. Hayat sanki biraz ertelenmiş gibidir
İdare eden hayatın en belirgin hissi bazen şudur:
Sanki hayat henüz tam başlamamıştır.
Şimdilik çalışıyorsun.
Şimdilik düzeni koruyorsun.
Şimdilik sorumlulukları yerine getiriyorsun.
İnsan bir gün gerçekten yaşamak için zaman olacağını düşünür.
Ama o gün bir türlü gelmez.

İdare eden hayatın alternatifi mükemmel bir hayat değildir
Burada bir yanlış anlaşılma olsun istemiyorum.
"İdare eden hayatın" alternatifi mükemmel bir hayat değildir.
Hayat hiçbir zaman kusursuz olmaz.
Her hayatın içinde karmaşa vardır.
Belirsizlik vardır.Korku vardır.Hayal kırıklıkları vardır.
Ama bütün bunlara rağmen önemli olan bir gün geriye dönüp baktığında şunu diyebilmektir:
“Evet. Ben gerçekten bu hayatın içindeydim.”
Yaşadım.
Deneyimledim.
Denemekten korkmadım.
Küçük ya da büyük, bir şeyler yarattım.

İdare eden hayattan nasıl çıkılır
1. Sürüye uymayı bırakmak
Anlam ve canlılık getiren hayat çoğu zaman çevredeki herkesin yaşadığı hayatın aynısı değildir.
Bu özel olmakla ilgili değildir.
Her insanın içsel yapısı farklıdır.
Birine enerji veren şey, başka birinde aynı etkiyi yaratmayabilir.
Bu yüzden başkalarının hayatına bakarak çizilmiş yollar çoğu zaman insanın kendi hayatına tam olarak uymaz.
2. İş hakkında farklı düşünmek
Günün en az üçte birini çalışarak geçiriyoruz.
Bu da işi hayatın en büyük yapısal parçalarından biri haline getiriyor.
Ben “tutkunu takip et” diye vaaz veren biri değilim.
Ama şu şekilde düşünmeyi öneriyorum:
İş, yaşamak istediğin hayatı destekleyen bir araç olabilir.
Bazıları için bu anlamlı bir iş demektir.
Bazıları için istikrar.Bazıları için esneklik.
Bazıları için ise sadece iyi oldukları bir şeyi yaparak, iş dışında ilgilerine zaman ayırabilecekleri bir düzen.
İş herkes için hayatın anlamı olmak zorunda değildir.
3. Küçük sevinçleri yeniden hatırlamak
Beş yaşındayken, sekiz yaşındayken, on iki yaşındayken sevilen şeylere bakıldığında, ipuçları aslında oldukça açıktır.
Merak.
Yaratıcılık.
Hareket.
Doğa.
Bir şeyler inşa etmek.
Yazmak.
Sahneye çıkmak.
Başkalarına yardım etmek.
Bizi canlı hissettiren şeylerin çoğunu aslında çok erken yaşlarda biliyorduk.
Sonra hayat ilerledikçe işleri biz karmaşık hale getirdik.
Ama aslında hâlâ oradalar.
4. Korkuyla barışmayı öğrenmek
Korku hiçbir zaman tamamen ortadan kaybolmaz.
Korku gürültülüdür.Dikkat dağıtıcıdır.Ve çoğu zaman oldukça ikna edici konuşur.
Zamanla korkuyla birlikte hareket edebilmek öğrenilir.
Korkuya rağmen o mesajı göndermek.
Uzun zamandır ertelenen konuşmayı yapmak.
Aklındaki fikri ilk kez yüksek sesle söylemek.
Bazı şeyler olur, bazıları olmaz.
Ama korkuya rağmen harekete geçme ve toparlanma süresi giderek kısalır.
İdare eden hayatın öte tarafında başka bir şey var.
Daha renkli.Kusursuz değil.Bazen biraz korkutucu.
Ama kesinlikle daha canlı bir hayat.
Haftalık yazılarımı almak için e-posta listeme katılabilirsiniz.



Yorumlar