Değişim yorgunluğu: Değişmeye halin kalmadığında ne yapmalı?
- Deniz Sezen

- 27 Oca
- 3 dakikada okunur
Değişim yorgunluğu neden bu kadar yaygın?
Son dönemde, hem danışanlarımdan hem de günlük sohbetlerden aynı cümle tekrar tekrar geliyor karşıma:
“Bu Ocak ayı çok ağır geçiyor.”
Yeni yılın başında her yerden yükselen “coşku, motivasyon, hız” beklentisi birçok kişiyi yukarı çekmek yerine daha da yoruyor.
Çünkü birçok insan yıla zaten yorgun, zihni dolu ve kısa bir molaya ihtiyaç duyar halde giriyor.
Eğer sen de kendini bu satırlarda buluyorsan, şunu söylemek isterim:
Bu his sana özgü değil.
Ve yalnız değilsin.
Değişmek istemekle harekete geçememek arasındaki çıkmaz
Yine okurlarla, danışanlarla ve kendine sorular soran insanlarla yaptığım konuşmalarda benzer bir tablo tekrar tekrar karşıma çıkıyor.
Birçok kişi kariyerini ya da yaptığı işi değiştirmeyi ciddi ciddi düşünüyor. Hatta bazılarının aklında kendi işini kurma fikri var. Ama mevcut işlerinin yarattığı yorgunluktan dolayı tamamen tükenmiş durumdalar.
Bu da garip bir çıkmaza yol açıyor:
Yeni bir şey hayal edecek ya da ona doğru adım atacak enerjin yok, ama hiçbir şey değişmedikçe de tükenmişlik hissin daha da artıyor.

Ani kararlar neden herkese iyi gelmez?
Bu noktada birçok kişiye işi tamamen bırakmak tek mümkün çözüm gibi görünmeye başlayabiliyor.
Ani bir kopuş bazı insanlar için özgürleştirici olabilir. Ama çoğu kişi için bu, dinlenmeye bile fırsat kalmadan bir baskıdan diğerine geçmek anlamına geliyor.
Üstelik yıllarca kurulu düzenlerin olduğu iş yerlerinin ritmiyle yaşadıktan sonra, bir anda hiçbir sabit noktanın olmaması sanıldığı kadar ferahlatıcı olmayabiliyor.
Sınırsız özgürlük hayali kulağa güzel gelse de, gevşek de olsa bir yapı olmadığında insan şaşırtıcı şekilde daha da dağılmış hissedebiliyor.
Çoğumuz için plansız ve geçiş süresi olmadan işi bırakmak zaten gerçekçi değil. Maddi baskı yüksek olduğunda ise, bu durum seni kaçmaya çalıştığın şeye çok benzeyen başka bir işe sürükleyebiliyor.
Sana uyan bir iş, yapılacaklar listesi değildir
Ve böylece çok az konuşulan bir gerçeğe varıyoruz:
Sana gerçekten uyan bir iş yaratmak, yapılacaklar listesinde işaretleyip geçeceğin bir madde değil.
Bu süreç; ihtiyaçlarını, sınırlarını, isteklerini ve meraklarını gerçekten dinlemeyi, eski kimlikleri sorgulamayı, “ben kimim?” ve “nasıl bir hayat istiyorum?” sorularını yeniden düşünmeyi gerektiriyor.
Ve bu tür bir içsel çalışmayı, gelecek ay faturaları nasıl ödeyeceğini düşünürken yapmak inanılmaz derecede zor.
Peki o zaman ne yapmalı?
Birçok kişi bu noktada refleks olarak işe “başlamaya” çalışıyor.
Hemen bir iş planı hazırlamak, markanın ismini koymak, logo tasarlamak…
Hangi pazaryerinde satış yapsam?
Instagram mı, web sitesi mi?
Şirketi şimdi mi kurmalıyım, biraz daha mı beklemeliyim?
Ama dürüst olmak gerekirse, zihin zaten doluyken bu sorulara cevap aramak insanı ileri taşımıyor.

Değişimden önce sorman gereken iki temel soru
Bu yüzden seni, işe dair yapılacaklara geçmeden önce, farklı bir yerden başlamaya davet etmek istiyorum:
Bir iş planı değil, bir toparlanma planı yapmaya.
Ve burada durup şunu fark etmeni istiyorum:
Seni asıl ne tüketiyor?
Başkalarının işleri için harcadığın enerjiyi, çabayı, emeği, kendi geleceğin için harcamadığını fark etmek mi?
Yaşım ilerliyor, yapay zeka geliyor, bu işte yükselme şansım yok gibi düşüncelerle paniklemek; ama aynı anda “ekonomi belirsiz” diye bulunduğun yerden kıpırdamaya korkmak mı?
Evinden çalışabilecekken, her gün büyük şehir trafiğinde oradan oraya savrulmak zorunda kalmak mı?
Ve hemen ardından bir soru daha sormak istiyorum:
Neden kendi işine sahip olmak fikri seni bırakmıyor?
Mesela…
Her sabah ayaklarının geri geri gittiği bir işe değil, günü sonunda “bugün benim için anlamlı bir şey yaptım” diyebileceğin bir şeye uyanmak mı?
Daha çok para kazanmak mı? Yoksa paranın hayat üzerindeki baskısını biraz olsun azaltmak mı?
Yaptığın işin karşılığını sadece maaş olarak değil, tatmin, ilerleme ve “ben bunu başardım” duygusu olarak da hissetmek mi?
Uzun vadede sadece geçinmek değil, daha fazla seçenek, daha fazla hareket alanına sahip olmak mı?

Değişim yorgunluğunda ilk adım: acele etmemek
Yukarıdakilere sahip olmak hayal değil.
Ama tüm bu bahsettiğim şeyleri kapsayan bir hayat biçimi yorgunken ve zihnin doluyken “bir gecede” de kurulmaz.
Ama yukardakı sorulara dürüst cevaplar bulabilmek en iyi iş planından bile daha hızlı hareket geçirir seni.
Henüz bir karar vermek zorunda değilsin. Harekete geçmek ya da bir şeyleri netleştirmek zorunda da değilsin.
Ama şunu yapmadan atılan hiçbir adım gerçekten sağlam olmuyor:
Hayattan ne istediğini, nasıl bir düzene doğru gitmek istediğini,ve bu süreçte nasıl birine dönüşmek istediğini dürüstçe düşünmek.
Girişimcilik çoğu zaman bir “iş kurma” meselesi gibi anlatılıyor.
Oysa çoğu insan için bu, önce içerden başlayan bir yön değiştirme hali.
Ve bu yön değişikliği, hızlı kararlarla, büyük hamlelerle değil, kendine doğru soruları sormaya izin vermekle başlıyor.
Bu konular ilgini çekiyorsa, haftalık yazılarıma buradan kaydolabilirsin.



Yorumlar