Neden sık sık kendimizi sabote ederiz
- Deniz Sezen

- 4 Şub
- 3 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 31 Ağu
9 yıllık girişimcilik deneyimim, büyük bir gerçeği gözlerimin önüne serdi: Bu yolculuk, çok sayıda gizli tuzakla dolu.
Özellikle de kendi yarattığım tuzaklarla… İlerlememi engelleyen, fark edilmesi neredeyse imkansız, sinsi kendini sabote etme biçimleriyle.
Bu tuzaklara düşmeyi, itiraf etmeye cesaret edebileceğimden çok daha fazla kez yaşadım. Ancak bu durum, zorluklar üzerinde derinlemesine düşünmeme ve onları aşmanın kendime özgü yollarını geliştirmemi sağladı.
Bu yazımda konuyla ilgili deneyimlerimden ve ürettiğim çözümlerden bahsetmek istiyorum.

Sabotaj taktiği # 1: Meşguliyet yanılsaması
Kurumsal dünyada, günün her saniyesinde meşgul olmak adeta bir şeref nişanı gibidir. Ne kadar meşgulsek, iş arkadaşlarımıza ve patronumuza o kadar “çalışkan” görünürüz.
Ancak gerçekte meşgul olmak, üretken olmakla eşdeğer değildir.
Girişimcilik yolculuğumun başlarında gece gündüz demeden, bir elimde telefon, öbür elimde bilgisayar ortalarda bitap bir şekilde dolanıp durdum. Sonunda meşguliyetin aslında işimde net bir yönüm olmadığı gerçeğini gizlediğini farkettim. Çözümüm ne oldu?
“Kendi başına düşünme zamanı” ayırmaya başladım. Özellikle ilerlemeyle ilgili konular için; detaylar ve sosyal medyanın olmadığı özel zaman dilimleri. Her gün sadece düşünmek için zaman ayırıyorum.
Nereye gidiyorum? Neden? Uygulamada nerede yanlış yapıyorum? Gerçekten doğru yönde miyim? Yoksa hedeflerimle aslında uyuşmayan şeylerden mi etkileniyorum?
Düşünerek yeniden hizalanmak gerçekten işe yarıyor.
Sabotaj taktiği # 2: Mükemmelliğin peşinden koşmak
Mükemmeliyetçilik uzun zaman benim en büyük düşmanım oldu. Benim mükemmeliyetçiliğim kusursuz olanı yaratmaktan çok, planları sonsuza kadar ince ayarlamak, lansmanları ertelemek, asla gelmeyecek o 'mükemmel anı' beklemekten ibaretti.
Ama birkaç yıl önce bunu değiştirmek için yeni bir tarz benimsedim: mükemmellik değil ilerleme.
“Yeterince iyi” ölçütü geliştirdim: Bir ürün, hizmet ya da blog yazısı vizyonumun %80’ini karşılıyorsa, yayınlamanın ve devam etmenin benim için zamanı gelmiş demektir.
Bu yaklaşım üretkenliğimi artırdı ve kendimi ortaya koymama yardımcı oldu. Mesela, blog yazılarımı ele alalım. Fikirleri ve yazmak istediğim konular hazırdı ama başlamayı erteliyordum. O yüzden bir gün başlattım. Mükemmeliyetçi konfor alanımdan çıktım. Sonuç? Harika bir öğrenme deneyimi.
Eğer projenizin ince ayar aşamasında sıkışıp kaldığınızı düşünüyorsanız, “yeterince iyi” kriterimi deneyin. %80 hazır olduğunuzda projenizi paylaşın.
Böylece başlayacaksınız — ve yaptıkça daha iyi olacaksınız.

Sabotaj taktiği # 3: Yankı odası
İşimi kurmaya başladığımda, yaptığım her şeyi takdir eden bir avuç aile üyesi, meslektaş ve takipçim vardı; sadece sevgi ve pozitif geri bildirim alıyordum.
Kulağa hoş geliyor, biliyorum; niyetleri de kesinlikle iyiydi. Ancak, kendimizi yalnızca “evet” diyen ve her şeyi onaylayan insanlarla çevrelemek, aslında bir sabotaj biçimidir.
Çünkü herkes size harika olduğunuzu söylerse, büyüme için gerekli olan yapıcı geri bildirimi alamazsınız.
Bu nedenle, benim gibi insanların bulunduğu ve benzer yollardan geçtiğimiz çeşitli gruplara katıldım. Bu grupların temel amacı, birbirimize yardımcı olmak ve destek vermektir. İş, hayat, kişisel gelişim, özetler herşey üzerine sohbet ediyor, birbirimize geri bildirim sağlıyoruz.
Elbette, bu durum her zaman konforlu olmayabiliyor; ancak inanılmaz derecede dönüştürücü sonuçlar doğurduğunu görüyorum. Yapıcı geri bildirim verebilecek insanlarla bağlantı kurmak çok önemli, çünkü kendi başımıza, kendi kör noktalarımızı fark etmemiz zor.
Taze bakış açıları bir girişimci için paha biçilmez değer taşır.
Sabotaj taktiği # 4: Parlak nesne sendromu
Benim birçok farklı ilgi alanlarım var ve yeni fikirler beni kolayca heyecanlandırıyor. Dikkat etmezsem kolayca dağılıyorum.
Özellikle yeni projelere başladıktan sonra, gözüm başka bir yeniliğe kolaylıkla kayabiliyor. Ve eğer bu durumun önüne geçmezsem, uzun vadede ilerlememi engelleyen ciddi bir sorun ortaya çıkabiliyor.
Elbette farklı fikirleri keşfetmek her zaman olumlu bir pratik; ancak burada kastettiğim şey, parlak nesne sendromunun yol açtığı sorun. İlerlemek istediğimiz konuyu terk edip bambaşka fikirlere yönelmek, gerçek anlamda ilerleme kaydetmemizi engelliyor.
Bu durum, özellikle kendi işlerini kuranlar için oldukça yaygın. Sosyal medyada düzenli içerik paylaşmak, satış yapmak yapılması gerekenlere öncelik vermek- yani odaklanmak ve istikrarlı kalmak kolay değil.
Benim bu soruna verdiğim cevap, sistemler geliştirmek oldu.
Örneğin her Çarşamba ve Cumartesi blog yazmak için 1 saat ayırıyorum. Bazen daha kısa sürüyor, bazen daha uzun. Ama bu titizlikle uyguladığım bir süreç ve atlamamak için elimden geleni yapıyorum.

Kendi engellerimizin ötesine geçmek
Bu gerçekleri kabul etmek başta benim için zordu. Ama öz-farkındalık her türlü gelişim yolunun ilk adımı.
Artık bunları kişiliğim hakkında farkında olmam gereken ve aktif olarak tersine çevirmem gereken basit gerçekler olarak görüyorum.
Çünkü girişimciler (ve insanlar) olarak yaşadığımız en büyük zorluklar (ve en güçlü yanlarımız) çoğu zaman içsel olanlardır. Kendimize iyilik de yapabiliriz, kötülük de.
Bir adım geri çekilip kendi meşguliyetinize ve projelerinize iyi bakın.
Kendi ilerlemenizin önünde engel oluyor olabilir misiniz?
Kendi işinizi ve hayatınızı sahiplenmene yardımcı olacak yazılar paylaşıyorum. Abone olmayı unutmayın!



Yorumlar