Kurumsal hayattan girişimciliğe geçiş: Kimsenin bahsetmediği gerçekler
- Deniz Sezen

- 16 Ağu 2025
- 4 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 22 Ara 2025
Geçen haftalarda uzun yıllardır kurumsal hayatta çalışan bir arkadaşımla sohbet ettim. Çalıştığı şirketten ayrılıp, kendi işini kurmak istediğini söyledi ve bana başarılı olmak için nasıl bir zihniyet değişimine ihtiyacı olduğunu sordu.
Konuşmamız bittikten sonra konu aklıma takıldı ve üzerinde düşünmeye başladım. Arkadaşım bana içilecek sihirli bir hapla hemen diğer tarafa geçmenin yolunu sormuştu ve basit bir cevap arıyordu.
Ama cevap maalesef ki o kadar basit değildi.
Gerçek şu ki, kurumsal işinden ayrılıp kendi işine sahip olmak sadece bir zihniyet değişikliği ile değil; kurumsal hayatta öğrendiğin her ne varsa onları zihninden tek tek söküp atarak gerçekleşiyor.
Ve bu, yapılması söylenmesi kadar kolay olmayan bir şey.

Kurumsal programlama
Uzun yıllar pazarlama ve reklam alanında, hem kurumsal şirketlerde hem de ajanslarda çalıştım. Rekabetçi kurumsal hayatın tam göbeğinde, sistemin tüm gerçeklerini deneyimledim. Ve farkında olmadan bu düzenin kurallarına göre yaşamaya başladım.
Kurumsal hayatta başarı çoğu zaman:
belirli hedefleri tutturmak
terfi etmek
ve meşgul görünmek demekti.
Çoğu yerde mesai yapmak adı konulmamış bir zorunluluktu. Ofiste olmasan bile, ofisi yanında taşıman beklenirdi. Telefonlar açılır, mailler cevaplanır, talepler ertelenmezdi.
Bu herkesin şikayet ettiği ama bir yandan da kabul ettiği bir gerçekti. Yani ya bu deveyi böyle güdüyordun ya da bu diyardan gidiyordun.
Ben de bu düzenin dışına çıkıp kendi işimi kurmaya karar verdiğimde, kurumsal düşünce yapısını geride bırakacağımı ve yeni bir zihniyetin kendiliğinden geleceğini sandım.
Ortam değişirse, düşünce de değişir sanıyordum.
Yanılmışım.
İlk yılımı, kurumsal hayatı kendi işimde yeniden yaratmaya çalışarak geçirdim.
İki kişilik işte gereksiz toplantılar, fazla karmaşık sistemler, hiç gerek yokken uzun mesailer…
Kurumsal hayattan girişimciliğe geçerken bırakılması gereken alışkanlıklar
Girişimcilik yolculuğuna başlarken, insanın kafasına kazınmış kurumsal refleksleri fark etmesi ve çoğunun bu yeni düzende işe yaramadığını kabul etmesi gerekiyor.
Bana göre ilk bırakılması gereken üç alışkanlık var.
1. Sürekli meşgul olmak ≠ Üretken olmak
Kurumsal hayatta meşgul görünmek neredeyse verimli olmak kadar önemliydi. Kurumsal hayatta takvim doluysa önemlisin. Toplantıdaysan değerlisin.
Ama girişimcilikte sürekli meşgul olmak ilerlemenin düşmanıdır.
Zamanı doldurmak değil, işi gerçekten ileri taşıyan şeye odaklanmak önemlidir.
2. Her şey için izin almak
Kurumsal hayatta yeni bir yöntem denemek mi istiyorsun? Bir onay zincirinden geçmen gerekir. Cuma günü izin almak mı istiyorsun? Form doldur. Erken çıkmak mı? “Öğleden sonra çevrimiçi olacağım” diye haber ver. Yoksa değerli görünmezsin, işini iyi yapmadığını düşünürler.
endi işinde ise teoride kimseden izin almazsın.
Ama pratikte çoğu zaman patron yerine:
ortağından
ailenden
akıl aldığın insanlardan onay beklemeye başlarsın.
Gereksiz bir onay arayışına girersin, bu da fark etmeden seni yavaşlatır.
3. Daha fazla kaynak ≠ Daha iyi sonuç
Kurumsal hayatta çözüm genellikle “daha fazla”dır: daha fazla bütçe, ekip, zaman.
Girişimcilikte ise kaynaklar sınırlıdır. Bu da seni düşünmeye, sadeleşmeye ve yaratıcı olmaya zorlar.
Ve çoğu zaman asıl ilerleme tam da burada başlar.

Tam zihniyet değişimi
İlk işimi kurduğumda, birinin bana “doğru yapıyorsun” demesini bekliyordum.
Performansım nasıl? Kimden onay alacağım?
Sanki biri beni bir gün “Kıdemli Girişimci” yapacak ya da hedeflerime ulaştığım için altın bir yıldız verecekmiş gibi…
Oysa kendi işini yaptığında, en değerli onay dışarıdan gelmez.
Kendinden ve müşterinden gelir.
Gerçek zihniyet değişimi de tam olarak burada başlar.
Artık bir kariyer inşa etmediğini fark ettiğinde.
Kurumsal hayatta bir kariyer inşa edersin.
Unvanın vardır. Maaşın vardır. İlerlemen terfilerle ölçülür. Kimliğin, yaptığın işle iç içedir.
Girişimcilikte ise bu tanımların hiçbiri otomatik değildir.
Başarı nasıl görünür, ilerleme ne demektir, “yeterli” senin için nedir — hepsini sen belirlersin.
İstersen işini büyütmek için yatırımcı ararsın.
İstersen tek başına bir solopreneur olarak devam eder, büyümemeyi bilinçli bir tercih haline getirirsin.
Gelirin bazı aylarda düşer. Ama planını iyi yaptıysan bu seni paniğe sürüklemez.
Seni performans değerlendirmesine sokacak kimse yoktur.
Bu özgürlük hem harikadır, hem de epey zorlayıcıdır.
Kimsenin bahsetmediği gerçekler
Kimse bu geçişin duygusal olarak epey çalkantılı olabileceğini bana söylememişti. Her yerde okuduğum girişimcilik hikayelerinde de kesinlikle bahsedilmiyordu bu konudan…
Dolayısıyla ben de önce suçluluk hissettim.
Salı öğleden sonra yürüyüşe çıktığımda
Perşembe gece yarısına kadar çalıştığımda
Yüksek fiyat istediğimde
Düşük fiyat verdiğimde
Bu suçluluk, yıllarca bana ne zaman ve nasıl çalışacağımı söyleyen kurumsal reflekslerin geri dönüşüydü.
Sonra işleri gereksiz yere karmaşıklaştırdım. Basit işlere karmaşık sistemler kurmaya, sayfalar dolusu Excel’ler hazırlamaya başladım. Önemsiz şeyler için “profesyonel” görünmeye uğraştım. Bu aslında eski kurumsal hayatımın bendeki yansımasıydı.
Ve kendimi başkalarıyla karşılaştırdım. Eski iş arkadaşlarım terfi aldığında, “Acaba hata mı yaptım?” dedim. Başka girişimcilerin hikayelerini okuduğumda, “Geri mi kaldım?” diye düşündüm.
Ama yıllar içinde anladım ki kimsenin her şeyi tamamen çözdüğü yoktu. Hepimiz yolda öğreniyorduk.

Girişimci zihniyetini oluşturmak
Zihniyet değişimi, mucizevi sabah rutinleriyle ya da kısa yollarla olmuyor. Küçük, günlük seçimlerle oluyor.
Başarıyı yeniden tanımlamak
Kurumsalda başarı dışsal ölçütlerle gelir: Maaş, unvan, övgü. Girişimcilikte içsel ölçütlere dönersin: Projelerini seçme özgürlüğü, yaptığın işten tatmin olmak, yaşam tarzının sürdürülebilirliği, sevdiklerinle zaman, hobilerine vakit ayırabilmek. (Başarı tanımıyla ilgili başka bir yazım var, göz atmak istersen şurada)
Bunlar ölçmesi zor şeylerdir ama ulaştığında çok daha tatmin edicidir
Zamanı yeniden düşünmek
Artık 9-5 çalışmak zorunda değilsin. Meşgul görünmek zorunda değilsin. Gün ortasında ara verdiğini açıklamak zorunda değilsin.
Artık zaman senin dostundur; patronunun kaynağı değildir. Onu bilinçli kullanmak önemli hale gelir.
Parayı yeniden düşünmek
Kurumsalda gelirin öngörülebilirdir çünkü ne kadar çalışırsan çalış maaşın aynıdır. Girişimcilikte ise kazanacağın para değişken ve öngörülmezdir. Bu bir yandan ürkütücüdür ama bir yandan da oldukça özgürleştiricidir. Çünkü göstereceğin çaba çoğu zaman elde edeceğin sonucu doğrudan etkiler.
Kendini yeniden tanımlamak
Artık patronu olan bir çalışan değilsindir. Bir iş sahibisin, kendi işinin patronusun. İşin sadece sen ve bilgisayarın şeklinde de olabilir, yada 20 kişilik bir ekip de kurabilirsin. İstediğin gibi şekillendirmekte ve gerektiğinde değişiklikler yapmakta özgürsün.
Kestirme bir yol yok
Kurumsal hayattan girişimciliğe geçmenin kestirme yolu yok.
Kurumsal kodları bir gecede sökecek sihirli bir formül de yok.
Bu süreç, sana hizmet etmeyenleri bırakıp, işe yarayanları inşa etmekten ibarettir.
Bazen kendi kendine oyun oynuyormuş gibi hissedeceksin. Bazen garanti maaşın güvenliğini özleyeceksin. Bazen büyük bir hata yaptığını düşüneceksin. Bunların hepsi normaldir ve sürecin bir parçasıdır.
Gerçek değişim küçük adımlarla olur.
Bir gün uyanırsın ve eski kurumsal hayatını haftalardır düşünmediğini fark edersin.
Kararlarını kimseden onay almadan verdiğini görürsün.
Salı öğleden sonranı özgürce geçirmek, aldığın en büyük terfiden bile daha değerli gelir.
Ve işte o zaman başardığını anlarsın.
Eğer bu yazı sana tanıdık geldiyse ve benzer geçişleri, ikilemleri ve zihniyet değişimlerini birlikte düşünmek istersen, haftalık yazılarıma katılabilirsin.



Yorumlar