top of page

Hayaller neden ertelenir? Ölmüş bir hayal nasıl diriltilir?

Güncelleme tarihi: 22 Ara 2025

Geçen sabah LinkedIn’de gezinirken, insanların yine “hayallerindeki işe” girdiklerini ya da “nihayet hep istedikleri şeyin peşine gittiklerini” anlattıkları birkaç paylaşım gördüm. 


Ama aynı insanların daha önce bambaşka hayaller paylaştıklarını hatırlıyordum.

 

Mesela bugün “teknoloji girişimciliğine gönül verdiğini” anlatan kişi, birkaç yıl önce çalıştığı kurumu ne kadar sevdiğinden bahsediyordu.


“Hayalindeki koçluk işini” duyuran yeni girişimci ise kısa bir süre önce butik bir kahve markası kurma isteğinden söz ediyordu.

 

Peki o eski hayallere ne olmuştu?

Bir anda mı yok olmuşlardı?

 

Bunları düşünürken, benim de aklıma yıllar boyunca gerçekleşmeyen kendi hayallerim geldi.

Görünüşe göre hayallerin de bir son kullanma tarihi vardı.


Takvimde işaretlenmiş bir gün, ertelenen planları ve kaçırılmış zamanı temsil ediyor.

Hayaller gerçekte neden ölür?


Çoğu insan hayallerin “ihmal edildiği için” öldüğünü düşünür. Hayat yoğunlaşır, dikkat dağılır, sonra da hayallerimizin peşinden gitmeyi bırakır ve onları unuturuz.

 

Ama hayallerin gerçek ölüm sebebi bu değildir.

Hayaller ağırlıktan ölür. 

 

Bir hayalin peşinden gitmediğimiz her gün, onu taşımak biraz daha zorlaşır. Başta heyecan verici bir ihtimal olan şey, zamanla “yapmamız gereken” bir şeye dönüşür.

Ve “mecburiyet” duygusu, “istek” duygusunu yavaş yavaş öldürür.

 

Bu durumu kendimden bir örnekle anlatabilirim.

 

Yıllardır bir seyahat blogumun olmasını hayal ediyordum. Başta bu hayal bana hafif ve keyifli geliyordu.


“Çok seyahat ediyordum, son sekiz yıl içinde üç ülke değiştirmiştim, bir sürü yeni insanla tanışmış, farklı ortamlara girip, pek çok şehirde lokal gibi yaşamıştım… Deneyimlerimi yazabilirim, neden olmasın?” diye düşünüyordum.

 

Ama bu fikri yıllarca sadece konuşup bir türlü hayata geçiremediğimden, bu hayal yavaş yavaş benim için bir ağırlığa dönüşmeye başladı.


Ne zaman yeni bir yere gitmeden öncesinde araştırma yaparken bir seyahat blogu görsem, içimde hep aynı his beliriyordu:“Hâlâ başlamadım.Hâlâ bahaneler üretiyorum.Hâlâ yapmak istediğimi söylediğim şeyi yapmıyorum.”

 

Hayalim değişmemişti ama onunla olan ilişkim değişmişti.


Artık bu hayal, “yapmak istediğim bir şey” değil, “başaramadığım bir şey” gibi hissettirmeye başlamıştı.


Baskı tuzağı: Hayaller neden ertelenir?


Bir de hayali iyi yapmak baskısı var. 

 

Bir şeye ne kadar geç başlarsak, onu o kadar kusursuz yapmak zorunda hissederiz.

 

Yarın bir blog yazmaya başlasanız, kimse sizden ilk etapta harika bir içerik beklemez. Ama bu konuyu iki yıldır konuşup ilk kez yazıyorsanız, beklenti bambaşka olur. Üstelik sadece başkalarının değil, sizin de beklentiniz yükselir.

 

Bu yüzden pek çok hayal, daha başlamadan imkansız hale gelir.

 

Mevcut beceri seviyemizle, kafamızda yarattığımız “mükemmel versiyon” arasındaki mesafe her geçen gün biraz daha açılır.

 

Ve bir noktadan sonra hayal, sadece diğer önceliklerimizle değil, zihnimizde büyüttüğümüz o kusursuz versiyonla da yarışmaya başlar.


Doğanın içinde yerde uzanan bir kadın, hayallerin ağırlık altında durma halini ve içsel sıkışmayı yansıtıyor.

Hangi hayalin kurtarılmaya değer olduğunu nasıl anlarız?


Bu ağırlık başka bir sorunu daha doğurur: Hangi hayallerin gerçekten peşinden gitmeye değer olduğunu ayırt etmek zorlaşır.

 

Benim de zaman içinde kaybolan pek çok hayalim oldu. Çünkü bazıları aslında bana ait değildi. Başkalarının başardığını gördüğüm için istediğimi sandığım hayallerdi. Bazıları ise kulağa çok hoş gelse de pratiğini düşündüğümde beni heyecanlandırmıyordu.


Bunu fark ettikten sonra kendime şu soruyu sormaya başladım:

Hayali gerçekleştirmiş olmayı değil, gerçekten o işi yapıyor olmayı hayal ettiğimde nasıl hissediyorum?

 

Bilgisayarımı açıp ilk blog yazımı yazmaya başladığımda, aklım fikirlerle mi doluyor, yoksa hemen “başka ne yapmam lazım” diye mi kaçıyorum?

 

Cumartesi sabahımı, uzun süredir kafamda olan bir proje üzerinde çalışarak geçirdiğimi hayal ediyorum. Bu bana iyi mi geliyor, yoksa ceza gibi mi hissediyorum?

 

Eğer işin kendisi sizi heyecanlandırıyorsa, o hayal kurtarılmaya değerdir.

Ama hayalinize ulaşmak için yapacağınız işlerin düşüncesi bile sizi yoruyorsa, belki de hayali değil; başkasının ulaştığı sonucu istiyorsunuzdur.


Hayali küçültmek


Eğer işin kendisini düşünmek sizi hala heyecanlandırıyor ama hayal başlamak için imkansız gibi geliyorsa, belki de sorun hayalde değil, onun taşıdığınız halindedir.


Bu da şunu gerektirir:

Büyük versiyonu düşünmeyi bırakmak.

Mükemmel versiyonu planlamaktan vazgeçmek.

“Bir gün başlayacağım” diye yıllardır sırtınızda taşıdığınız o ağır hali terk etmek.


Sonra şu soruya dönmek:

Bu hayalin çok daha küçük (ve kolay) bir versiyonu nasıl olurdu?

 

100 bölümlük, sponsorluklu, ürünleri olan büyük bir seyahat blogu değil mesela.

Sadece son gittiğin yer hakkında tek bir yazı. 


Her şeyiyle hazır, sistemleri kurulmuş bir iş değil.

Sadece bir kişiye, tek bir konuda yardımcı olmak.

 

Ben seyahat blogu hayalimle ilgili tam olarak bunu yaptım.“Bir gün blog yazacağım” demeyi bıraktım. 

Onun yerine, bana daha kolay gelen bir şeyi yaptım. Her hafta size gönderdiğim bu yazıları yazmaya başladım.

 

Yazdıkça içerikleri toparlayıp bir blog haline getirdim. Böylece yıllardır sadece konuştuğum bir hayale momentum kazandırmış oldum.

 

Büyük hayale doğru küçük adımlarla ilerlemenin en güzel tarafı şu:

O hayalin altında, tüm baskıdan arındırıldığında, gerçekten sevdiğiniz bir şey var mı yok mu onu görüyorsunuz.

 

Çünkü küçük versiyonu sevmiyorsanız, büyük versiyonu da sevmezsiniz. Ama küçük versiyonu yaparken içiniz kıpırdıyorsa…

Tebrikler!

Ölmek üzere olan bir hayali yeniden hayata döndürmüş oldunuz!


Bir sokakta yürüyen bir kadın, yeni bir yola çıkma fikrini temsil ediyor.

Sonuç


Hayallerimizin bir son kullanma tarihi var. Ama ölüm sebebi genellikle ihmal değil; kendi beklentilerimizin altında ezilmeleri.

 

“Kusursuz olmayan bir bloga” ya da “dağınık bir yan projeye” başlamak için hala bir zaman penceresi var.

 

Bu pencere, yaş aldığımız için değil; hayali gereksiz yere zorlaştırdığımız için kapanıyor.

 

Bazen yapılabilecek en iyi şey, büyük hayal için hemen yola çıkmak değildir. Kendimize yeniden küçük bir şeyi isteme izni vermektir.


Benim hayalimin küçük versiyonu, büyük versiyonu hayata döndürdü. Umarım sizin için de aynısını yapar.



Burada durmayın!



Yorumlar


bottom of page