Doğru zaman ne zaman?
- Deniz Sezen

- 30 Eki
- 2 dakikada okunur
“Hazır değilim, yok yok hala hazır değilim, hazır olacağım az kaldı…
Çok geç kaldım, artık olmaz.”
Hepimiz bu yollardan geçtik — mükemmel anı beklerken, henüz yeterince hazır olmadığımıza kendimizi inandırdığımız zamanlardan.
Tezgahta olgunlaşmayı bekleyen bir avokado gibi, “henüz değil” ile “artık çok geç” arasında gidip geldiğimiz o anlardan.
O gerçek “doğru an” her zaman belirsizdir, onu yakalamak da her zaman zordur.

Hazır hissetmemenin altında ne yatıyor?
Bazen gerçekten de doğru zaman değildir.
Ama biliriz ki çoğu zaman, “gerçekçi davranıyorum” dediğimiz şey sadece korkunun kılık değiştirmiş halidir. Kendimize mantıklı davrandığımızı söyleriz. Bekleriz. Ve farkına varmadan… fazla beklemiş oluruz.
Eğer siz de uzun zamandır aynı düşüncelerin etrafında dönüyor, aynı endişeleri tekrar tekrar yaşıyor ve o mükemmel “hazırım” hissini bekliyorsanız, size şunu sormak istiyorum:
Ya zaten olabildiğiniz kadar hazırsanız?
Tüm podcast’leri dinlediniz, kitapları okudunuz, YouTube’da yüzlerce video izlediniz.
Kişilik testlerini çözdünüz, SWOT analizi yaptınız.
Listeler yaptınız, planlar kurdunuz.
Hatta hayalinize yaklaşmak için Starbucks’tan kahve almayıp ne kadar tasarruf edebileceğinizi bile hesapladınız. (Spoiler: sihirli anahtar o değil.)
Ama hala hazır hissetmiyorsunuz.
Gerçek şu ki — hiçbir zaman tamamen hazır hissetmeyeceğiz. Çünkü bizim için en çok anlam taşıyan şeyler, aynı zamanda bizi en savunmasız hissettirenlerdir.
Bu yüzden hayallerimizi korumak için onları “bir gün olacak” alanında tutarız. Bilinmeyene adım atma riskini almak yerine, ertelemeyi seçeriz.

Hazırlık mı, Erteleme mi?
Ve bekleriz, bekleriz, bekleriz...
Biraz daha plan, biraz daha araştırma, biraz daha hazırlık... “Gelecek yıl”, “biraz daha sonra”, “kendimin daha iyi bir versiyonu olduğumda.” Tanıdık geliyor mu?
Ama bir noktadan sonra, hazırlık artık ilerlemenin değil, yerinde saymanın bahanesine dönüşür. Ve içten içe, zaten hangi noktada olduğumuzu biliriz.
Asıl fark yaratan şey, “tam emin olmayı” beklemekten vazgeçmektir. Çünkü kesinliğe ihtiyacımız yok. Her şeyin mükemmel olmasına da.
Başarısız olmamak için her şeyi bilmemize gerek yok. Gerçek başarısızlık, aslında hiç başlamamaktır.
Şunu hatırlamak, hayatımızda çok şeyi değiştirir:
Yolun tamamını görmek zorunda değiliz. Geçiş dönemlerinden geçmenin tek yolu, o ilk adımı atmaktır. Sonra bir adım daha. Ve bir adım daha.

Gerçek dönüm noktası: Belirsizliğe rağmen atılan adım
Ya “hazır hissetmeyi” beklemek yerine, bugün başlasanız?
Ya sadece biraz konfor alanınızın dışına çıksanız?
Ya da zihniniz size onlarca mantıklı (!) sebep sunmadan önce “evet” deseniz?
Gerçek dönüm noktaları, nadiren kusursuz hazırlanmış planlar ya da ani bir aydınlanma şeklinde gelir. Çoğu zaman sadece kolları sıvayıp, derin bir nefes alıp, belirsizliğe rağmen bir adım atmak gibidir.
Ve biliyor musunuz, doğru zaman ne zamandır?
Doğru zaman, siz karar verdiğinizde gelir.
(Eğer başlamaya karar verdiyeseniz ve nerden, nasıl başlayacağınızı düşünüyorsanız, 'Tek bir nokta ile başlamak' yazım ilginizi çekebilir.

Yorumlar