Tükenmişlik hissinin altında yatan gerçek: toksik hırs
- Deniz Sezen

- 10 Tem
- 4 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 3 Ağu
Son zamanlarda sık sık hırs kavramı üzerine düşünüyorum. Çünkü etrafımda sürekli “daha fazlası”ndan bahsedildiğine tanık oluyorum.
Ve bir kez bu duruma dikkat etmeye başladığında, konu her yerde karşına çıkıyor: Daha fazla takipçi, daha fazla ürün, yeni bir lansman, daha fazla ciro… Liste uzayıp gidiyor.
Elbette herkesin “daha fazlası”na odaklanması şaşırtıcı değil. Hırs, iş dünyasında neredeyse evrensel şekilde alkışlanan bir erdem.
Yıllardır daha çok çalışmak, daha hızlı büyümek ve asla elde edilenle yetinmemek nasihatlarını duyup, benzer mesajlı içeriklerle kuşatılıyoruz.
Sosyal medyada sabah 5'te kalkıp “günün kazananı” olmayı anlatanlar, 3 çocuğu mükemmel bir şekilde hiç zorlanmadan büyütenler, her anını fırsata çevirebilen girişimciler...
Özetle, “hustle” kültürü bize açıkça şunu söylüyor: “Yetinme! Daha fazlası her zaman daha iyidir.”
Peki gerçekten öyle mi? Sınırları olmayan hırs, mutluluktan çok mutsuzluk, tükenmişlik getiriyor olabilir mi?

Sonsuz hırsın sessiz bedeli: Tükenmişlik hissi
Çoğu iş tavsiyesi bize sürekli büyümemiz gerektiğini söylüyor: Gelirini artır. Kitleni büyüt. Masada para bırakma. Daha çok sat. Daha çok üret!
Ama benim gördüğüm şu: Bu tavsiyelere körü körüne uyan birçok girişimci, sonunda kurduğu işi yönetmekten nefret ediyor ve özel yaşamında mutsuz bir hayata sıkışıp kalıyor.
Başlangıçta amacı özgürlük, kendi zamanını yönetme olan birçok girişimci, sonunda kendi kurduğu stres dolu bir hapishanede yaşamaya başlıyor.
Tabii bir yandan da adil olmak gerekiyor. Sorun, hırsın kendisi değil. Hırs, ilerlemenin motoru. Sorun, “yeter” kavramını reddeden, sınır tanımayan bir hırs… İşte asıl kilit noktası burası.
Çünkü insan hep daha fazlasını istediğinde, şu an bulunduğu yer ile olması gerektiğini düşündüğü yer arasında bir boşluk oluşur. Ve bu boşlukta yaşamak sürdürülebilir değil.
Ben de kurumsal hayatımda ve girişimciliğe ilk başladığım yıllarda çoğunlukla o boşlukta yaşadım. Şimdi geriye dönüp baktığımda, o yılların aslında kaçırılmış fırsatlar olduğunu görüyorum.
Kendi emeğimin tadını çıkarmak yerine, hep bir sonraki hedefin stresini yaşayıp durdum. Hiç durup “şu an”ın kıymetini bilmedim. Ve artık o zamanı geri alamam.
Toksik hırsın belirtileri
Hırsın seni yönetmeye başladığını gösteren bazı işaretler:
Başarılarının keyfini çıkaramıyor, hemen bir sonraki hedefe odaklanıyorsun.
Tatile çıkarken bile suçluluk hissediyorsun.
Kendi değerini sadece kazandığın parayla ölçüyorsun.
“Gerçek hayat”ın ancak bir sonraki hedefe ulaştığında başlayacağına inanıyorsun.
Eğer bu satırları okurken kafanı sallıyorsan, muhtemelen bir süre sonra tükenmişlik yaşayacaksın. Ve o tükenmişlik gelmeden önce bile, ilişkilerin zedelenebilir; hayatın anlamı giderek silikleşebilir.
Nereden mi biliyorum?
Çünkü aynısını ben yaşadım.

Para kazandıkça neden hala eksik hissediyoruz?
Araştırmalar gösteriyor ki, harcamalarımızın %80-90’ı, mutluluğumuza anlamlı bir katkı sağlamayan şeylere gidiyor.
Birçok insan, daha fazla para kazanmak için hırslı hale geliyor. Ama sonra bu parayı, aslında pek de mutlu etmeyen şeylere harcıyor. Ve böylece kendini şöyle bir döngünün içinde buluyor:
Daha fazla kazanmalıyım → Daha fazla harcamalıyım → Harcadıkça mutlu olmuyorum → O zaman daha da çok kazanmalıyım…
Kısır bir döngü. Ve ne yazık ki her yerde. Oysa pek çok araştırma bize tekrar tekrar şunu söylüyor: Temel ihtiyaçlarımızı karşılayabildiğimiz, biraz birikim yapabildiğimiz noktadan sonra daha fazla para, daha fazla mutluluk getirmiyor.
Bu gerçeği hepimiz biliyoruz ama çoğumuz görmezden geliyoruz. Ve bu yüzden, o bitmek bilmeyen hırs döngüsünde koşmaya devam ediyoruz.
“Yeter” noktasını bulmak
Zihinsel olarak çok yorulduğum ve sürekli daha fazlasının peşinden koşmaktan sıkıldığım bir dönemde benim için “yeter” olan bir nokta olduğunu anladım. Ve bu noktayı tanımladığımda, benim için bir şeyler değişmeye başladı.
Bu sınırı belirlemek, hırsımdan vazgeçmek anlamına gelmiyor. Ama artık yalnızca para kazanmak için değil; hayatımda anlam ve değer yaratmak, hayat kalitemi artırmak için de çalışıyorum. Bir amacı, sınırı ve yönü olan bir motivasyon bu.
Üstelik o “yeter” noktasını tanımlamaya başladığımda, eskiden sahip olmayı arzuladığım birçok şeyin aslında çok de gerekli olmayan şeyler olduğunu farkettim.
Kafamda sürekli büyüyen hedeflerin çoğu, aslında bana ait bile değilmiş, bunu anladım. Başkalarının hayatlarına bakıp “ben de yapmalıyım” dediğim şeyler, kendi gerçek ihtiyaçlarımdan çok uzaktaymış.
Kendi “Yeter” noktanı belirlemek için bir egzersiz
Eğer sen de bu sarmaldan çıkmak istiyorsan, şu egzersizi işine yarayabilir:
Gerçek yaşam masraflarını hesaplayarak baslayabilirsin. Seni neyin gerçekten mutlu ettiğini, sadece başkalarını etkilemek için ne kadar para harcadığını dürüstçe gözden geçirebilirsin.
Hayatındaki vazgeçilmezleri belirlemelisin. İşinin büyümesi, kariyerinin ilerlemesi uğruna asla feda etmek istemediğin şeyler neler?
İşinin hangi yönleri seni besliyor, hangileri seni tüketiyor? Sevdiğin işleri artırman, seni tüketenleri azaltacak bir düzen kurmaya çalışman mümkün mü? Eğer kendin için değil de başka bir şirkette çalışıyorsan, sadece seni daha iyi bir noktaya taşıyacaklar şeylere öncelik verebilir misin?
Kendini başkalarıyla kıyaslamayı bırakmalısın. Çünkü onların değerleri, koşulları, hedefleri senden çok farklı olabilir.
Gereksiz harcamaları elediğinde, sana gerçek anlamda “yetecek” olan bir gelir hedefiyle karşılaşırsın.
Eğer bu noktaya ulaşırsan, hem sana iyi gelen bir hayat yaşayabilir, hem de keyif aldığın bir işi sürdürebilirsin.
Ve bu da sana gerçek bir tatmin sağlar.

İşini ve yaşamını sürdürülebilir kılmak
Yanlış anlaşılmasın tüm bunları yazarken sana “hırslı olma” demeye çalışmıyorum. Sadece şunu öneriyorum: Hırs daha bilinçli bir şekilde, net sınırlarla yönlendirilebilir. Mesela,
Hayatın diğer alanlarına da yer bırakacak bir çalışma şekli,
Sürekli artan değil, sürdürülebilir gelir hedefi,
Tükenmeden üretmeni sağlayacak sınırları olan işler, metodlar,
İşini büyütecek ama hayatını daraltacak fırsatlara “hayır” diyebilmek gibi hedefler...
Çünkü sürdürülebilirlik, sadece iş büyümesi değil, genel olarak yaşamın tatmini üzerine kuruludur.
Sonuç olarak:
Hırs olmadan, ne anlamlı işler yapabiliriz ne de zorlukları aşabiliriz. Esas problem, hırsın bir amaç haline gelmesi. Hırs, bize daha iyi bir hayat kurmak için araç olmalı. Amaç değil.
Çünkü o aradığımız mutluluk, sadece daha büyük rakamlarda, hep daha fazlasında değil. Değerlerimizle uyumlu işler yapmakta, anlamlı ilişkilerde ve bize yaşam sevinci veren deneyimlerde.
Şimdi sormak istiyorum: Senin “yeter”in ne? Ve bu “yeter” noktasını onurlandırarak yaşasaydın, işin ve hayatın nasıl değişirdi?
Belki de verebileceğin en cesur karar bu kadar hırslı olmaktan vazgeçmektir.



Yorumlar