Seçenekleri azaltmanın özgürlüğü
- Deniz Sezen

- 9 Eyl
- 2 dakikada okunur
Haftalardır Netflix’i açmamıştım; birkaç gün önce yeniden girip bir şeyler izlemek istedim. “Ne izlesem acaba?” diye diye 30–40 tane dizi, film, belgesel kaydırdıktan sonra hiçbirini izlemeden kapattım. Yarım saatim geçmişti ama bir türlü seçememiştim.
Benzer bir şeyi eşimin doğum günü için restoran seçerken de yaşadım. Önce hangi mutfak olsun diye arama yapıp durdum, sonra da Montreal'deki restoranların Google yorumlarının derin kuyusunda kaybolup gittim.
Tüm bunların üst üste gelmesi bana şunu düşündürttü: Yaşadığım bu durum Netflix ya da restoran seçimiyle sınırlı değil. Hayatımızın çoğunda aynı döngü var: Seçeneklere bağımlıyız.

Daha fazla özellik, ürün, araç ve seçeneğe sahip olmanın iyi bir şey olduğunu düşünüyoruz. Ama işin aslı öyle değil. Çok fazla seçenek beni (ve eminim birçok kişiyi) daha mutlu etmiyor.
Aksine, kararsızlık ve önüme yığılan onlarca alternatifi değerlendirme çabası beni gereksiz yere yoruyor. Düşünmem gereken her seçenek zihinsel enerjimi tüketiyor ve bu da aslında karar yorgunluğu dediğimiz durumu yaratıyor.
Etrafımdaki en stresli insanları gözlemlediğimde de aynı şeyi görüyorum. Hangi iş fırsatının peşinden gitmeliler? Hangi stratejiyi uygulamalılar? Hangi projeye öncelik vermeliler? O kadar çok seçenekleri var ki, sonunda karar veremedikleri için hiçbir şey yapamıyorlar.
Sonra da tanıdığım dingin insanları düşünüyorum. Hayatları daha basit. “Evet”ten daha çok “hayır” diyorlar. Net sınırları var. Araba, ev ya da fırsat seçerken seçim alanları daha belirgin. Bazen iş yerleri, bazen bütçeleri, bazen çocukları nedeniyle… Ve bence bu çoğu insan için iyi bir şey.

Kendi işimi ilk kurduğumda ürün gamım çılgın gibiydi. Ben bile ürün tipi, malzemesi ve renk alternatiflerinin içinden çıkamıyordum. Müşteri siteye geldiğinde eminim ki hiç seçemiyordu.
Nitekim bir gün yakın bir arkadaşım web sitemden alışveriş yapmak istedi ama seçenekler o kadar çoktu ki bana “Seçemedim. Sen ne önerirsin, ne alayım?” diye sordu. Yani almak istiyor, niyetli, uğraşıyor ama yine de karar veremiyor! İşte tam o noktada, gerçek müşterinin neden kaçtığını anladım.
Sonrasında ürün çeşitliliğini ve kategorileri ciddi şekilde sadeleştirdim. Ve sonuçlarını çok net gördüm. (Fazla seçenek sunmanın nasıl karar yorgunluğu yarattığını ve satışları olumsuz etkilediğini bu yazımda da paylaşmıştım.)
Satışlar arttı, müşteri deneyimi kolaylaştı. Benim de stresim azaldı. Çünkü stoklama ve yönetim maliyetim düştü, enerjimi ve kaynaklarımı işin başka yönlerine kaydırabildim.
Aynı ilke kişisel hayatımda da çok iyi işledi. Dolabımı boşaltıp sadece gerçekten giydiğim kıyafetleri tuttuğumda, her sabah giyinmek çok daha basit hale geldi. Zamanla “ev kombini”mi beyaz tişört ve tayta dönüştürdüm (bunda Kanada’da yaşamanın da etkisi var tabii; nedense herkes her yere spora gider gibi giyinerek gidiyor:)
Sosyal medya uygulamalarını telefonumdan sildiğimdeyse rahatladım. Çünkü mesela Twitter’ı her açtığımda kaçınılmaz olarak beni yirmi farklı dikkat dağıtıcı yöne sürüklüyordu.
Daha az seçenek benim için daha fazla zihinsel nefes alanı demek. Daha az karar yorgunluğu demek.
Ve eğer siz de sürekli bunalmış hissediyorsanız, size verebileceğim en iyi tavsiye seçenekleri artırmak değil, azaltmak olur.
Uygulamaları silin. Takviminizi boşaltın. Her fırsat gibi görünen şeyin peşine gitmeyin. Harika şeylere yer açmak için iyi şeylere “hayır” deyin.
Böyle yaparak kendinizi sınırlamıyorsunuz. Kendiniz için daha fazla alan yaratıyorsunuz.
Gerçekten aradığınızı bulabileceğiniz bir alan.
Önemli olana odaklanma özgürlüğü.

Yorumlar